MENÜ
Erzurum
Dadaş Tv
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
NERDESİN EY PEMBE İNCİLİ KAFTANLI ÇELEBİ...
Gündem
12 Ocak 2010 Salı 17:23

NERDESİN EY PEMBE İNCİLİ KAFTANLI ÇELEBİ...

Ahh ah ah… Ne hallere düştük… Kıçıkırık İsrail koca Türkiye’yi dünyaya rezil ediyor… Fotoğrafı görüp içi acımayan Türk olacağını sanmıyorum… Yürek yakıyor resmen… Ve… “Hey gidi Muhsin Çelebi heyyyy” diye figan ediyorsunuz… Sahi bilir misiniz Muhsin Çelebi’yi? Hatırlatalım…

Ahh ah ah…

Ne hallere düştük…

Kıçıkırık İsrail, koca Türkiye’yi dünyaya rezil ediyor…

Fotoğrafı görüp içi acımayan Türk olacağını sanmıyorum…

Yürek yakıyor resmen…

Ve…

“Hey gidi Muhsin Çelebi heyyyy” diye figan ediyorsunuz…

Sahi bilir misiniz Muhsin Çelebi’yi?

Hatırlatalım…

 

***

Muhsin Çelebi: cesur, doğruluktan ayrılmayan, ölümden korkmayan, akıllı bilgili, Allah’tan başka kimseye boyun eğmeyen, hali vakti yerinde, garibi, zayıfı gözeten bir baba yiğittir.

Sadrazamın emri üzerine huzura gelir; Ondan el etek öpmesini beklerken o eğilmez.

Sadrazam onun bu hareketine kızmasına karşın ona elçilik teklifinde bulunur.

Muhsin Çelebi bu görevi devleti için kabul eder.

Elbette ki bu büyük devletin elçisi; atları, hademeleri ve giysileriyle ihtişamlı olmalıydı. Muhsin Çelebi bu giderleri, sadrazamın ısrarına karşın, kendisinin karşılayacağını söyler. Çünkü o fedakarlığın karşılıksız olacağına inanıyordu.

Giderler için bütün varlığını rehin vererek tüccarlardan on bin altın alır.

Bu parayla ihtiyaçları karşılar.

Bir de Sırmakeş Toroğlu’ndaki: Kumaşı Hint’ten incileri Venedik’ten gelme Kralın hayatında göremeyeceği pembe incili kaftanı sekiz bin altına alır.

Bu kaftanı padişaha hediye etmek için herkes sıraya girmektedir. Muhsin Çelebi hazırlıklarını tamamlar.

Karısını iki çocuğunu akrabalarına bırakarak yola koyulur.

Muhsin Çelebi görev yerine vardığında halk ve kral onu şaşkınlıkla karşılar.

O her zamanki gibi başı dik göğsü ilerde Kralın huzuruna varır.

Padişahın mektubunu öperek uzatır.

Eteği öpülmeyen Kral sapsarı kesilir.

Muhsin Çelebi sağına soluna bakar ve oturacak bir şeyin olmadığını görür.

Bunun ayakta beklemeye mecbur bırakmak için yapılmış bir davranış olduğunu düşünerek o göz kamaştıran kaftanını tahtın önüne serer ve üzerine oturur.

Kral, vezirleri komutanları hepsi şaşkın bir haldedirler.

Muhsin Çelebi gür sesiyle: Padişahının hiçbir yabancı Kral karşısında eğilmeyeceğini ve dünyada Türk Padişahı kadar asil bir padişahın olmadığını söyleyerek huzurdan izin istemeden ayrılır.

Kapıdan çıkarken Kral’ın askeri kaftanı arkasından getirir.

Muhsin Çelebi sesini yükselterek ‘bir Türk asla yere serdiği şeyi sırtına koymaz.’diyerek oradan ayrılır.

Muhsin Çelebi sağ salim ülkeye döner.

Herkes pembe incili kaftana ne olduğunu merak eder.

Fakat o bu yaptığını anlatacak kadar küçük bir insan değildir.

Muhsin Çelebi elçilikten kalan malzemelerini satarak küçük bir bahçe alır.

Üsküdar pazarında sebze meyve satarak geçimini sağlamaya başlar.

En mühimi de, Türk asaletinin bir gereği olarak, düştüğü bu durum karşısında o hiçbir zaman yaptığı fedakarlıkla övünmemiştir.

Evet… Muhsin Çelebi’lerden buralara…

Düşündüm de…

Büyükelçimiz sırf aşağıda kalmamak için gösterilen yere değil de…

Orta yerdeki masanın üstüne otursaydı nasıl olurdu?

!!!

Yazık… Hakikaten çok yazık…

Aslında söylenecek çok şey var da…

Yutkunmak düşüyor bize…

Ve tabi…

Ömer Seyfettin’e milyon rahmet dilemek…

SELAHATTİN ŞENER YAZDI....

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar
 muhsin yalan
 16 Ocak 2010 Cumartesi 19:59
EDİTÖR: Muhsin Bey, Çelebi Annanize söylemiş, o da kızkardeşinize o da bize anlattı...
 ss
 15 Ocak 2010 Cuma 19:49
baride bu işi bilmez türk milleti senide alkışlasın Özür bekliyormuşuz ne özürü kardeşim israile vermiş olduğun bir ihaleyi iptal et bak bakalım bir daha böyle densizlik yapıyorlarmı kuru kuru ya ÖZÜR bekliyoruz alın özrünüzü başınıza çalın türk milletini yerden yere vurduktan sonra özür dilesen ne dilemesen ne laf laf başka bir numara yok konuşmayıda bilmeseler kargalar gözlerini oyacak bunların TÜRK milletinin özüre değil yaptırımlara ihtiyacı var yetr konuştunuz SÖZ BİRGÜN MİLLETİN OLACAK
 ss
 15 Ocak 2010 Cuma 19:45
ah çekmekle geçti ömrümüz başkada bir numaramız yok bu adam bizim demiş büyükelçi yapmışlar ingilizce söyleseydi cevabını verirdim dedi büyük elçi hiç siz türkiyede büyükelçilik yapıpta türkçe bilmeyen bir b.elçi bulamazsınız ama akp iktidarı böyle bir düşünce içinde olmaları mümkün değil onlar yanlızca kendilerindenmi değilmi ona bakarlar bu işi yapıp yapamayacakları önemli değil hadi dil bilmezsin gözündemi kör türk bayrağı yok ama türk bayrağını onun kalbinden silmişler göremez ONE MİNUTE DE
 faruk
 13 Ocak 2010 Çarşamba 13:51
çok haklısın selahattin bey. fakat maalesef bir amerikan planı gereği bizi önce fukaralaştırdılar sonra da dilencileştirdiler ve dolayısı ile de onursuzlaştırdılar. bu milletin eski vakarına kavuşması için çok ciddi bir sınavdan geçmesi gerekir diye düşünüyorum. yüreğine, eline sağlık
 sefer
 13 Ocak 2010 Çarşamba 13:01
Nerede o kalitede adam bulmak. öyle olsa ülkemiz üç tane uyduruk peşmergeye baş eğermiydi.
 fanİnan
 13 Ocak 2010 Çarşamba 12:59
Harikasın Selehattin abi, sizden bir ricam var, malum bir Hikaye vardırya'Dayısına gönderdiği sağında solunda ineklerle olan resimine dayı, ortadaki ben'Notu gibi, İsrailli resmin altına not düşmüş ben yukardayım o aşağıda bizim bayrağımız var Türkiyenin yok. İçinden adama küfrederek diklenme gibi... Ricam Bu Fotoğrafı, Elçimizi aynı boyutta yüksekte yahudiyi ise birazdaha küçülterek aşağıda gösteren bir çalışma yaptırıp Güneşin doğduğu yerden dünyaya yayınlamanız. İstanbuldan selamlar...
 serkan
 13 Ocak 2010 Çarşamba 12:55
Gururumuzu incittin, istifa et sayın büyükelçi...ülkemizi temsil eden bu tarz bürokratların tilkiden kurnaz, aslandan cesur olmaları şart.böyle adamlar nasıl büyükelçi oluyor anlamıyom.Diplomatik ilişkilerde çok önemli olan oturuş, konuşma tarzı, jest ve mimiklerden haberdar değil.Ayrıca nasıl olurda israile gönderilen büyükelçi ibranice bilmez bu ne aymazlıktır ya ülkem adına çok üzgünüm.
 tebrikler
 13 Ocak 2010 Çarşamba 11:19
Siyonist İsrail'in küstahça tavrını bir entelektüel tavrıyla tokat gibi yüzlerine vuran Selahattin beyin yazısı gözlerimi yaşararttı. Büyük bir medeniyetin temsilcisi bu milletin onurunu zedeleyen şımarık siyanistlere yaptıklarını iade ediyor, yazıda belirtilen ruhun korunması için bu mirasa sahip çıkılması gerekiyor. Tekrar teşekkürler Selahattin Şener...
 Leyla
 13 Ocak 2010 Çarşamba 06:16
Teşbihte hata olmaz; Bizde HAVLAYAN KÖPEK ISIRMAZ derler. İsrail baktı kı bu iktidar çok konuşuyor, çok bağırıyor ama icraat yok. Adamlar orada binlerce insanı öldürüyor sen bir ONE MINUTE diyorsun ve kahraman sanıyorsun kendini. Bu sebeple biz çok çekeriz çok. Konuşmadan icraat yapabilen bir başbakan istiyoruz.
 hayati aydın
 13 Ocak 2010 Çarşamba 00:35
Sağol selahattin bey, güzel bir yazı olmuş. Aslında bunu büyük medyadakiler yazsalarda büyükelçilerde durumlarını bir gözden geçirseler. Ben birkaçına mail olarak attım. Haberin olsun.
Benzer Haberler
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   Künye
Copyright © 2026 Dadaş Tv